İnsan, Kendini Yeniden Yapmak İçin Yazar


Bu makale 2015-04-09 18:22:59 eklenmiş ve 2771 kez görüntülenmiştir.

Bir şair düşünün ki ‘’Bu kitaba başlarken ölmem gerekiyordu / Bütün sözcükler uzaklaşıyor benden; hiçbir kelime bulamıyorum yardıma koşacak’’ diye başlıyor yazmaya. Kişisel tarihini, adeta bir önsöz olarak girmiş kitaba. Ölümün sınırlarında dolaşmış olmanın cesaretiyle başlamış şiire. ‘Yazıyı, geciktiren bir unsur olarak’ kodlayıp zamana, hayata tutunma gerekçesini yazının olanaklarıyla tarif etmiş. ‘Gerçek, sükûneti hayatından uzaklaştırsa’ da o yüzleşmiş ve yazıyla yazıldığında on bir yıldan fazla yıl ceza evinde tutuklu kaldıktan sonra ‘’Bu bina yeniden inşa edilecek’’ diyerek, memleketi Dersim’e sığınmış.

 

Mehmet Bidav, cezaevinde kaldığı yıllarda biriktirdiği şiirlerini ‘’Sak’’ ismiyle kitaplaştırmış. Sak, içine aşk, ayrılık, demirparmaklık ve ölüm giren şiirlerin buluştuğu bir dert çalışması. Dert, çünkü yazdıklarının çoğunu devletin gazabından kurtaramamış bir yazarın ahını taşıyor dizeler. Şiir, roman, öykü dosyaları ve denemeleri kendisiyle özgürlüğe kavuşma fırsatı yakalamamış, cezaevi yönetimi tarafından el konulmuş.

 

Nesimi ADAY:  Cezaevinde el konulan çalışmalarının can acısını anlatsan biraz?

 

Mehmet BİDAV: Kitaplardan biri biyografik bir romandı. 1987’de Eruh’ta vurulup, cenazesi Newala Qesaba’ya atılan abim, Doktor Seyfi’yi (Ali Ekber Bidav) yazmıştım. O dönem gazetelere manşet olmuştu bu olay. Göğsünden tek kurşunla vurulmuş ve yanında sağlık çantası varmış. Abim müthiş bir devrimciydi. Vurulduğunda, köylere sağlık desteği veriyormuş. Annem ve babam çok trajik bir şekilde görmüşler abimin cenazesini. Askeri bir aracın römorkunda teşhis etmişler evladını, tabi ölü halde.

 

Bir diğeri de “Ölüm Sohbetleri” adında felsefi bir çalışmaydı. Bu kitap ölüm üzerine yapılmış 13 diyaloğu içeriyordu. Bu insanların hepsi ölümün kıyısından dönmüş, ölümü ensesinde hissetmişlerdi, çoğu yaralı gerillalardan oluşuyordu…

 

Bir başka dosyam da içerde oynadığımız skeç ve tiyatro metinlerinden oluşuyordu. O da gitti. Bir de açlık grevlerini anlatan günceler vardı. Bunları bizzat yaşadığım için o anlarda ne hissettiklerimizi yazmıştım. Hele Buca Cezaevi’ndeki açlık grevi! Mirza Mehmet Çimen adında bir inşaat işçisi vardı Erzurumlu, dört çocuk babası, baskıları protesto etmek için dışarıda kendisini yakmıştı, onu unutamam. Bir de kucağımızda kendini yakan ve mum gibi eriyen iki arkadaşın tanıklığı var ki kişisel tarihimin dramıdır bu.

 

N. ADAY: ‘‘Yazmak insanın kendisini yapmasıdır’’ diyorsun ki bence çok şık bir dize. Yazma ve yapma edimini Dersim özelinde ele alırsak, coğrafyanın, insanın varoluşuna katkıları sende nasıl karşılık buluyor?

 

M.BİDAV: Babam okuma yazmayı çakıl taşları kullanarak öğrenmişti. Ne kadar yorgun olursa olsun, akşamları gaz lambası ışığında kitap okur, eve gelen misafirlere okuduğu hikâyeleri oynayarak anlatırdı. Annem her perşembe, kilerde sakladığı Teberik (Zazaca’da “Wairê Çêyî” yani Evin Sahibi diyorlar) özenle çıkarıp çıra yakar ‘‘Ya Hak, Ya Gerçek’’ diye dua okurdu. Tanrıları öldürücü, yakıcı, cezalandırıcı değildi, dar günde yardıma koşandı, sırdaştı; her zaman yanı başlarında duran arkadaştı, dosttu.

 

Ninem Şoğahat, bir Ermeni’ydi; Türkçe ismi Sakine. SAK, biraz da onun adından geliyor. Harput’ta, Alman okulunda okumuştu. Bütün ailesi 1915’te öldürülmüş. Biz de Demananlı’yız. Bizimkiler de 38’de öldürülmüş. Evde bu olayların acılı hikâyeleri hep anlatılırdı.  İşte bu anlattıklarım,  coğrafyanın öznel tarihime katkılarıdır. Bir de biz Dersimliler sanata, edebiyata yatkın bir topluluğuz. Bu biraz da kültürel ve sosyolojik durumumuzdan geliyor. Nispeten daha özgürüz. Hayallerimiz ve duygularımız, belki biraz daha derin. Alevilik’ten gelen tasavvuf kültürü var. Babam annemin cenazesinde -ki 88 yaşındaydı o vakit, “Ben Aşkın Pervanesiyem” diye bir şiir okudu, ardından beyitler söyledi. Böyle bir topluluğun üyeleriyiz sonuçta.

 

Kendini yapmaya gelince; sanat veya edebiyat her zaman insanın kendini yapmasına ve yeni bir dünya yaratmasına olanak tanır. O dizenin devamında “kurtarsın diye acılardan yüzlerce çarmıh çizdim kendime, sonra anladım ki çarmıh benim, çarmıh benim içimde” diye devam ediyor. Aslında İsa’nın acısına ya da şöyle mi demeliyim, ninemin acısına da vurgu yapıyor, bütün insanların çektiklerine de.

 

N. ADAY:  ‘‘Bu kitaba başlarken ölmem gerekiyordu / Ve öldür yine kendini Memed; bu şeref sana bahşedilmiştir’’ dizelerinden yola çıkarak sorsam; ölüm, şiirinde neden bu kadar başat?

 

M.BİDAV: Yaşam o kadar cezbedici değil aslında. Kimse ne zaman, nerede, ne şekilde doğacağına karar vermiyor. Hatta hayatının büyük bir kısmını bu kendi dışında olan nedenler şekillendiriyor. Hem sosyolojik, hem de biyolojik olarak dıştan dayatılan bir sürece dahil oluyorsun ve istesen de bunun dışına çıkamıyorsun. Bu çok kapsamlı bir şekilde böyle devam ediyor. Çıkabileceğin, ya da sistemi ret edebileceğin tek yer var, kendini öldürmek, bu sisteme alet olmamak. Ölümü sorgulamak ve ölüme kafa tutmak bir anlamda sisteme başkaldırıdır. Özgürlüğün de başladığı noktadır.

 

N. ADAY: Yeni çalışmalar var mı?

 

M. BİDAV: Var. Biyografik roman ve şiir çalışmalarım sürüyor. Muhtemelen roman bu yıl sonunda basıma girecek.

 

 

Mehmet BİDAV. SAK (Şiir), 80 Sf. Belge Yay. / 2014

 

 

 

 

Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer yazıları...
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
Anket
Dersim Haber  Merkezi
© Copyright 2013 DM ISLEM. Tüm hakları saklıdır. Bu site DM ISLEM haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.