DERSİM'İ YENİ BAŞTAN TANIDIK

İlk kez bu kadar farklı bileşen HDP çatısı altında birlikte bir seçim çalışmasına imza attı. İki vekil de HDP'den çıktı. HDP'li vekiller Edibe Şahin ve Alican Önlü'ye göre, seçimin en büyük kazanımı sağlanan birliktelik, var olan sorunların çözümünü de bu birlikteliğin kalıcı kılınmasıyla sağlanacak
Bu haber 2015-07-16 13:23:48 eklenmiş ve 2370 kez görüntülenmiştir.

Dersim’i Yeni Baştan Tanıdık

 

Hüseyin Deniz

 

İlk kez bu kadar farklı bileşen HDP çatısı altında birlikte bir seçim çalışmasına imza attı. İki vekil de HDP'den çıktı. HDP'li vekiller Edibe Şahin ve Alican Önlü'ye göre,  seçimin en büyük kazanımı sağlanan  birliktelik, var olan  sorunların çözümünü de bu birlikteliğin kalıcı  kılınmasıyla sağlanacak

 

Diğer partilerin aksine HDP'de, bütün farklılıkalar bir tekliğe değil, bir birliğe yol aldı. Yeni durumlardan biri budur. HDP'yi oluşturan bileşenlerin, kendi sorunlarını, önceliklerini kendileri belirleyip , yine kendi temsilcileriyle ve kendi örgütsel yapılarını koruyarak mücadelesini devam ettirmesi yeni bir durumdur.

En çok kaygılandığımız şey, 'acaba ortak yöntem ve tarzı yakalayabilir miyiz' idi.  Bu kadar çok farklı kesimi bu kadar çok farklı tarz ve yöntemi Dersim özgülünde, buluşturmak oldukça zordu. Çünkü ortak yöntem tarz ve iş yapma geleneği çok azdı.

Topluma giderken öncelik, tanımayı gerektirir. Bu da tarzı, yöntemi belirlemeyi sağlar. Gittiğimiz birçok yerde bu halkın yok edilirken, kıyımlara, sürgünlere, göç ettirmelere uğratılırken, beraberinde geçmişinin de ne kadar yok edildiğini, tahrip edildiğini  ve bizim de bunu şimdiye kadar görmediğimiz açığa çıktı.

Dil toplumun yeniden kendi geçmişi, kültürüyle, inancıyla buluması açısından çok önemli bir araçtır. Dolayısıyla bizim de tüm çalışmalarımızda anadili kullanmamız gerekiyor. Bir ferdi olduğumuz, birlikte müacadele ettiğimiz toplumun diliyle konuşursak ancak onun bir parçası olabiliriz.

 

7 Haziran 2015 Genel Seçimleri, birçok açıdan özgünlükler taşıyor. Bu özgünlüklerden biri de çok yüksek katılmın olduğu bir seçim oluşu. Yine yıllardır Kürt kimliğini sahiplenen bir parti ile buna oy veren milyonlarca insanı parlamento dışında bırakan yüzde 10 barajının aşılmış olmasını da unutmamak lazım. Cumhuriyet tarihinin en çok kadın milletvekilinin meclise girdiği bir seçim olarak da tarihe not düşüldü. Yine tarihi açıdan çok anlamlı bir şey de Türkiye'de sistemin dışladığı hemen hemen bütün kimliklerin ( bunların da çok büyük bir bölümünün HDP'den) meclise girmiş olmasıdır.

Bu ilklere Dersim özgülünde bakıldığında hatırda kalacak önemli şeyler var. Bunların başında iki milletvekilinin de HDP'den meclise seçilmesi, ve seçmenden yüzde 60 gibi yüksek oy alınmasıydı.  Yine ilk kez bu kadar çok bileşenli ortak bir çalışmanın yürütülmüş olmasıdır. Böylesi bir çalışma ve birlikteliğin Dersim'de çok nadir görülen bir durum olduğunu hatırlatmakta ayrıca fayda var.

Tüm bu sıraladığımız öznellikleri, Dersim'i temsilen Meclis'e seçilen Edibe Şahin ve Alican Önlü'yle konuştuk. Tabii daha birçok şeyi. Her ne kadar "Dersim'i temsil eden" demiş olsak da aslında resmi sınırları bakımından Dersim'in üçte birlik kısmına tekabül eden Tunceli sınırları içinde yaşayan vatandaşların kullandığı oylarla vekil seçildiler. Ancak merkez olması nedeniyle Dersim deniliyor. Bu duruma röportaj içinde Alican Önlü de işaret etti. Dolayısıyla röportajımızda da neden Dersim millevekilleri dediğimiz anlaşılacaktır. Biz bu röportajı tam da Meclis Başkanlığı ve koalisyon tartışmalarının yapıldığı koşuşturma içinde gerçekleştirdik. Biraz zaman olarak sıkıntılı oldu. Hatta bu sayımız, biraz da bu röportaj nedeniyle de elinize geç ulaştı diyebiliriz. Ancak bu röportaj olmadan bu sayının eksik olacağını düşünerek, bu gecikmeyi göze aldık. Tabii ki öncelikle okurlarımızdan özür dileriz. Ancak röportajı okuduklarında bizi anlayışla karşılayacakları inancındayız.

Bu röportaj iki bölümden oluşacaktır. İlk bölümü bu sayıda yer alacak. Bu bölümü Alican Önlü ile gerçekleştirdik. İkinci bölüm, bir önceki dönem Dersim Belediye Başkanlığını da yapmış olan Edibe Şahin ile yapacağız. O da gelecek sayıda yer alacak. Bu sayıda, daha çok seçim sürecine dair olan biteni konuşacağız. Gelecek sayıda ise yapılmak istenenler, projeler, kendine has bir özgünlük taşıyan Dersim için ve Dersim'e dair nasıl bir çalışma yürütüleceği, geçmiş vekillere göre nasıl bir farklılık yaratmayı düşündükleri ve daha bir çok konuyu masaya yatıracağız. Bu röportaj vekillerle tek tek yapılmış olsa da aslında her ikisinin de görüşlerinin ortak ifadesi. Özcesi konuşmada vekaletlerini birbirlerine verdiler. Sonuçta bu röportaj ortaya çıktı.

 

Sayın Alican Önlü, öncelikle Dersim'den milletvekili seçildiniz. Şahsınızda siz ve Sayın Edibe Şahin'i kutluyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.

İzninizle, röportaja şu soruyla başlamak istiyorum. Bir önceki genel seçimde CHP bu kentten iki vekil çıkartmıştı. Yıllardır bir yanılsama da olsa Dersim, CHP'nin kalesi olarak da adlandırılıyor. Üstelik CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'da buralı. Yine CHP'li adaylar daha çok Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden tantıldılar. HDP ise sadece Dersim Merkez Belediyesi'ni elinde bulunduruyor. Bütün bunlara bakıldığında iki vekili parlamentoya taşıyan ve yüzde 60 gibi yüksek bir oy oranına erişen  bu başarı nasıl gerçekleşti?

 

Öncelikle böyle bir sonucun çıkmasında, hem Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve  bileşenlerinin,  hem de yereldeki bileşenlerin, yani bu seçimde ilçe ilçe, mahalle mahalle, köy ve köy emek sarfeden insanların  emeği vardır. Bir çok siyasal yapı, inanç örgütü, çevre oluşumu, kadın ve  gençlik yapısı yine sivil toplum örgütleri, hepsi bu işin içindeydi. Türkiye genelinde sağlanan birlikteliğin ve başarı Dersim yerelinde de elde edildi. Bu vesile ile emeği geçen herkesi kutluyoruz.

Böyle bir sonucun çıkmasında sadece ittifak güçleri, seçimde yürütülen çalışma ve bu dönemdeki konjonktürel durum değil, şüphesiz bunların hepsi etken ama esası daha öncesine dayanıyor.

Bilindiği gibi  Kürt özgürlük hareketinin geçmişte de  bir çok siyasal yapı ile ortak mücadele ortak çatı, ortak parti çalışmaları vardı. Yine dönem dönem seçim ittifakları da yapıldı. Ama çok da istenilen bir düzey yakalanamadı.

Bu çalışmayı Halkların Demokratik Kongresi (HDK)'den başlatmış olursak, HDP projesi böyle bir sonucu doğurdu.

HDK'de kongre bileşenleri kimliklerin, farklılıkların bütün bunları yadsımadan yapıların oluşumların, kendi örgütsel yapılarıyla böyle bir kongrede yer almaları yeni bir durumdu.

Şimdiye kadar kimlikleri,  ya devlet ya siyasal yapılar tanımlıyordu. Türkiye siyasi partiler geleneğinde bir ilki gerçekleştirdi.  Devlet aygıtının ve siyasi partiler kendi bünyesinde farklılıklar barındırdığına biliniyordu. Farklı olan yan şudur. Var olan parti işleyişinde, farklılıklar tek bir tüzükle tek bir programla en sonunda da bir tekliği açığa çıkarmaktadır.

Ama HDP'de, bütün farklılıkalar bir tekliğe değil, bir birliğe ulaştı. Yeni durumlardan biri budur. HDP'yi oluşturan bileşenlerin, kendi sorunlarını, önceliklerini kendileri belirleyip , yine kendi temsilcileriyle ve kendi örgütsel yapılarını koruyarak mücadelesini devam ettirmesi yeni bir durumdur.

Şüphesiz ki burada, kongrenin bir siyasal ayağı da gerekiyordu. Ortak mücadele yürüteceği siyasal bir zemine ihtiyaç vardı. HDP, bu siyasal zemindir. Bu seçim eksenli olarak da yansıdı. Diğer siyasal partilerden farkımız seçim bildirgesiydi. Diğer tüm siyasal partilerde farklılıklar, tek bir seçim bildirgesinde bir teklik içinde yer alırken, HDP'de tüm farklı kesimler kendi sorunların tespitini yol ve hedefini kendileri belirledi. Kadın, gençlik, farklı inanç grupları, yine kimlikler dikkat edilirse kendi seçim bildirgelerin kendileri oluşturdular. Ve bunlardan ortak bir seçim bildirgesi ortaya çıktı.

Bu bildirgeleri hayata geçirecek temsilcilerin tespit şekilleri de farklıydı. Diğer siyasi partilerde,  adayı genel merkez belirler. Ancak HDP'de, tüm farklı kesimler kendi adaylarını kendilerini belirledi. Bu da yeni bir durumdu.

HDP'nin siyasal kimliği bütün kesimleri, sol-sosyalist, demokrat, inanç gruplarını, kadını ve gençliği kapsayan; bütün bunların üstte oluşan birliği mutlaka Türkiye ve kürdistanda karşılığı var. Ama hemen güncel karşılığını bulacağı yer tam da Dersim oldu.

 

Neden?

Dersim'in yapısına baktığımızda, önce şu hatırlatmayı yapalım. Bütün çalışmalarımızda Dersim dediğimizde, siyasal örgütsel olarak kendinimizi Tunceli ile sinırlandırmışız. Coğrafi olarak sınırları söylemiyorum ama Dersim'in tarihsel olarak bir yanı var.  İnanaçsal, kültürel ve dil olarak bir özelliği var. Ağırlıklı olarak Alevi inancı yaşayan bir yanı var. Tüm bunlara baktığımızda, Dersim'in tarihsel ve siyasal kimliği sol ve sosyalist, yani sol'dur. İnançsal olarak Alevidir. Alevilik de HDP kimliği olan yani tüm kimlikleri kabul eden ve adaletli bir arada yaşamı önceleyen ilke, aleviliğin özüdür.

Dikkat edin HDP 'de dört ayaktan bahseder. Demokrasi, Kadın, Emek ve Ekoloji. Tam  da Dersim'e  uygun dört temel kriterdir. Ve bunlar Dersim de var. Hem siyasal yapısında hem de inançsal yapısında var. 72 millete dair deniyor ya Dersim de bundan da fazla şey var.

Seçim bildirgesinden yer alan temel noktalar vardı. Diyanet işlerin resmi olmaktan çıkarılması, zorunlu din dersinin kaldırılması. cem evlerinin yasal statüsü vs.  Bunlar geçmişte Dersim'de en çok sıkıntı çektiğıimiz, noktalardı. Seçim bildirgesinde bu mağduriyetin ifade bulması, hemen karşılığını buldu. Mesala ekoloji, başka yerlerde HES'lerin, barajların yapılmasına yaşam alanlarını daralttığı için tepki var. Dersim de ise HES ve barajların bambaşka bir etkisi var. HES ve barajlar sadece edoğayı ve yaşamı kısıtlayan yok eden olduğu için değil, aynı zamanda Alevi inancının doğayla olan bağına yönelik saldırıdır. Bu bağ birbirini karşılıklı olarak canlı sayan, doğanın toplumun bütün yaşamında ret ve kabul ölçüleri, toplumun kendi içindeki hukukunu belirleyen bir ilişkidir. İnsan, doğa ve inancın etkileşimi ve bunun sonucu olarak  kirvelek ve müsahiplik. Geçmişte  partilerin Dersim'de elde etmiş oldukları başarılar, haklı ve meşru oldukları için  değil, veya toplumsal bir karşığlı olmuşluğundan değil; Dersim'deki sol sosylalist emek kesimlerinin parçalı duruşundan kaynaklıydı. Tüm bu anlattıklarımız üst üste binince ve seçimde ortaya koyduğumuzç emekle birleşince Dersim'de böyle bir başarı ortaya çıkmış oldu.

HDP kimliğinin genelde ve Dersim'de karşılık bulmasına değinirken, Alevilikte de her kesin kendine göre bir yorumu var. Kürdistani (Rêya Haq/Raa Haq), Bektaşi, Türkmen Aleviliği;  hem Alevi hem Bektaşi yorumları. Yani değişik yorumları var. Dolayısıyla Alevilikte de bir çok farklı kimlikler bu inancın içinde yer almaktadır. Onların da temsiliyeti. Alevileri, bektaşiler, avrupa alievilerin, yine büyük şehirlerinin yine dersim'de kürdistan alevilerinin temsiliyeti var. Bu bakıldığında artık bu belirleme eksiktir. Aleviler HDP'ye destek verdi meselesi gerçekliğe uygun değildir. Artık HDP aleviler için ortak mücadele zeminidir demek daha doğru bir karşılık olmaktadır.

 

Bu yoğun seçim çalışmasında nasıl bir yol ve yöntem izlediniz? Şimdi dönüp geriye baktığınızda bu yol ve yöntemi yeterli buluyor musunuz? Eksikler, boşluklar hala var mı?

Belki de en çok kaygılandığımız şey, 'acaba ortak yöntem ve tarzı yakalayabiliri miyiz' idi.  Bu kadar çok farklı kesimi bu kadar çok farklı tarz ve yöntemi Dersim özgülünde, buluşturmak  oldukça zordu. Çünkü ortak yöntem tarz ve iş yapma geleneği çok azdı.

Bundan dolayı, bu seçimlerde de HDP ve bileşenlerinden genelde olduğu gibi, yerelde de çalışmaları yürütmek amacıyla üst bir komisyon oluştu.

Tüm bileşenlerin içinde yer aldığı, ortak bir görüntü mesajını topluma vermek, yani üstte oluşmuş birliği toplumsallaştırma da hedefleniyordu.

Bu nedenle, en alt komisyonlar olan mahalle, köy komisyonları yine teknik, basın propaganda birimleri bu ortaklaşma ilkesinden hareketle oluşturuldu. Bu yöntem bir şeyi daha beraberinde getirdi; birbirine karşı sorumluluk hissetmek. Böyle bir çalışma yöntemi yakalandı. Bir diğeri propaganda. Her kesin kendinden bir propaganda değil, HDP kimliği dili ve üslubu ile çalışma yapmak. Diğer partilerdeki tekliği ve giderek devletle özdeşleşen teklik yerine ortak mücadele edeceğimiz birbirinden farklı çeşitlikte bir cephe var. Bu nasıl bir çıkış olabilir? Bir anlamda, herkesin kendi duruşunu koruyarak yürümesi. Bunun da ancak HDP ile sağlanabileceği. HDP'nin bu anlamda alternatif olması bunun için de barajı aşması hem de güçlü bir şekilde aşması gerekiyor.

Üçüncü olarak, bu farklılıkları sadece seçim ittifakı için bir araya getirmek değil, şüphesiz seçim sonucu da önemli, ama asıl önemli olan seçimlerden sonra da bu parçalı duruşu ortak bir mücadele şekline dönüştürmek. Bir de artık üste oluşmuş siyasal birliği eğer toplumsallaştıramazsak, çok da uzun ömürlü olmayacağının farkındayız. Onun için üçüncü olarak AKP'nin tekliğine karşı alternatifler yaratmak. Asıl önemli olan da bundan sonra parçalı duruşu ortadan kaldıracak bir tarzı yakalamak. Ama bu yöntemi en çok güçlendiren birebir yürüttüğümüz kitle çalışmasıydı. Örneğin köylerde çalışma yürütürken, birçok eksikliğimizi bu köylerdeki çalışma çok şey öğretti bize. Köylerde daha çok yaşlılar vardı. Ve bunlar daha çok bir partiye oy vermişlerdi. Bu kez bizden daha iyi sürceci ve tehlikeyi algılıyor ve bilyorlardı.  Neydi?Örneğin gittimiz her yaşlımız, AKP ve Tayyip Erdoğan tehlikelidir. Ama biz Aleviler ve Dersimleler için daha tehlikelidir. Doğal olarak bu bizim neyi hedefliyeceğimizi gösterdi. Bir de yaşlılar şunu söyledi. Biz bu beladan kendi partimizle kurtulamıyoruz. Biz Cumhurbaşkanlığında MHP ile hareket ederek kurutuluruz sandık. Dolayısıla bakıyoruz ki kurtuluş HDP'dir.

Bir yaşlımızın bize söylediği bir cümleyi hiç unutmam. Şöyle demişti:

"AKP var lanet olsun. CHP bu kez dursun. Bir de HDP var. Hah tamam o olsun!"

Hala kendi partisinde ısrar eden seçmenler, örneğin CHP'liler. Onlar da söylüyordu, hem CHP'nin siyasal geleceği hem  de genel başkanın geleceği HDP'nin elindedir. Onlar bile HDP'ye böyle bir umut bağlamıştı. Bir de HDP içindeki çeşitliliğin ve farklılıkların ortaya çıkardığı birliğin yarattığı heyecan ve güven de vardı.

Bir diğer şey ise dil meselesidir. Bu seçimde çalışma yürütürken, dil olarak  yerelin kendi gerçekliğini dikkate almak zorunluluğu hissettik. Seçmene kendi ana diliyle gitmenin önemi ortaya çıktı. Yaşlıların tam da bunu içlerinden hissettiklerini gördük. Toplumun ana diliyle gidildiğinde karşılığı çok daha farklı ve gerçek olmaktadır.

Bir de inanç yapısı var. İnanç yapısına saygının seçmen gözünde HDP'de korunabileceğinin samimiyetini gördü. Temelde en çok da güven duyduğu şu idi. Eğer birlikteyseniz biz güçlüyüz. Bu parçalılık Dersim'de 38'de yaşananların da müsebbibi olduğu için birlik Dersim toplumunda  özlenen bir durumdur.

Topluma gittikçe, yöntem belirledik. Konuştukça yöntemlerimizi yeniledik, zenginleştirdik.  Daha önceki seçimlerde topluma kendi belirledimiz çözüm ve politikaları anlatır, ikna etmeye çalışır ve oy isterdik. Bu kez tam tersi bir tutum ve anlayışla topluma gitttik; Toplumun sorunlarını tespitlerini kendilerinden dinledik ve ondan sonra nasıl bir yöntem izlenmesi gerektiğini belirledik. Bizim yöntememizin temelinde bu vardı. Ve bu bize başarı geterdi.

 

Seçim çalışmaları içinde nasıl bir tablo ile karşılaştınız, bunu açar mısınız?

Topluma giderken öncelik, tanımayı gerektirir. Bu da tarzı, yöntemi belirlemeyi sağlar. Bütün bunlar beraberinde Dersim'i tanımayı getirdi. Dersim, sadece bir kimlik, inanç ya da geçmişte yaşanmışlar değildir.

Gittiğimiz birçok yerde bu halkın yok edilirken, kıyımlara, sürgünlere, göç ettirmelere uğratılırken, beraberinde geçmişinin de ne kadar yok edildiğini, tahrip edildiğini  ve bizim de bunu şimdiye kadar görmediğimiz açığa çıktı.

Örneğin, Dersim'de, inançsal anlamda Alevilik tamam ama çok küçük de olsa bir sunni kesim de var. Türk ve sunni kesim de var. Dolayısıyla bunları da kapsıyacak bir politika belirlemek gerekiyordu. Mesala seçimlerde en kazandırıcı şeylerden biri de buydu. Bu kesimler arasında bir soğukluk vardı. Alevi ve sunniler, Kürtler ile Türkler... Örneğin Çemişgezek'in bir kesimi ile Dersim'in diğer kesimi arasında bir soğukluk vardı. Bu soğukluğu herkese giderek herkese dokunarak, az da olsa bir diyalog gelişti. Bundan sonra da hem bu farklı kesimlerin bir arada biraz da birbirini güçlendiren bir birliği sürdürümesi gerekiyor.

Bu seçimde partimiz ilk  kez ekonomiye dair bir program da çıkardı. Şimdiye daha çok siyasal kimliksel bir söylem öne çıkıyordu. Bu olması gerekiyordu ama geldiğimiz noktada işin ekonomik, üretime dayalı boyutunu da dahil etmenin zamanı geldi. 
Mesela Dersim de köyleri dolaşırken, merkezde çoğunlukla genç üretim dışı ve işsiz bırakılmış bir nüfus var. Bu da beraberinde doğaldır ki, siyaseti de üretmiyor, kültürü de dili de geliştirmiyor. Git gide tüketiyor. Köylere baktığımızda, yaşlı, ama o haliyle bir hala üretken olduğu..

Bu da bize gösteriyor ki, Dersim de ekonomiye dair bir kimlik tanımlamamız gerektiğidir. Örneğin, Dersim'in mevcut tablosu için fabrikaların olmadığı, sanayinin olmadığı yönünde bir gerekçe öne sürer. Ama baktığımızda burası topraağa dayalı, hayvancılığa dayalı bir yer aynı zamanda doğa ve inanç turizmine elverişli.

Keza tarım açısından da öyle. Dünyada en çok tartışılan organik tarım bakımından Dersim oldukça uygun. Tam da toprağın, suyunun kirletilmediği bir yerdir Dersim.

Yine en çok tartışılan doğa turizmine uygun olduğu. Tüm bunlar çokca dillendirdiğimiz insanların köylerine geri dönmesiyle birebir ilgilidir.  Sadece olan bir sürgün meselesi değil, aynı zamanda üretimin yok olmasıdır. 
Ayrıca tek tek bireylerin üretimi değil, ortak üretim önemlidir. Kooperatifçilik, tam da dersim coğrafyası için oldukça akılcı çözümdür. Hatta gittiğimizde bu tarz oluşumlara rastladık.

Bir diğer şey de yönetim tarzına ilişkindir. HDP'nin de hedeflediği toplumun kendi kendini yönetmesidir. Bu seçim çalışmasında görüdük ki, halkın kendi kendini yönetmenin mekanizmaları bizim halkımızın tarihinde, inancında var. Örneğin cem'ler/civatlar bu toplumun özünde olan şeyler. Kendi kendine yönetme dediğimiz işlevi cemler yerine getiriyordu. Ekoloji dediğimiz şey toplumun doğayla ne kadar iç içe olduğu meselesidir.

 Bir diğer önemli nokta,  toplumsal farklılıklara göre tutum belirlemektir. Örneğin, Türkiye'deki toplumsal farklılığın, Kürdistan'daki toplumsal farklılığı, aynı zamanda Kürdistan içinde de Dersim'in toplumsal farklılığını ele alırsak, Her biri için ayrı bir yöntem ve tarz belirlememiz gerektiğini açığa çıkardı.

 

Çalışmalara başlarken hatta sürdürürken, yüzde 60'in üzerine çıkan bir oy oranına ulaşacağınızı tahmin ediyor muydunuz?

Bu kadar yüksek bir oranı tahmin etmiyorduk. Nedeni, tam da  demin saydığımız bütün HDP kimliğini oluşturan yapıların ne kadar ortak hareket edeceğini ve bu ortaklığı ne oranda yansıtacağımız meselesiydi. Bir diğer nokta da şu: HDP'nin asıl neyi hedeflediği ve kendisini ne kadar HDP'nin içinde yer aldığı toplum tarafından bilinmiyordu.

Dolayısıyla bunu nasıl ve ne ölçüde anlatacağımız belli değildi. Ama ortak çalışma ve kendimizi topluma anlatma, destek verilen bir siyasal parti değil de toplumun ihtiyaç duyduğu, Dersim 'de görüldü. Tabii ki şu ifade, "İşte dersim katline sevdalı" yanlış ve yanılgılıdır. Aksine tarih boyunca muhalif kimliğini buradan yürütme söz konusudur. Ama alternatif çıktığında da HDP örneğinde olduğu gibi buna nasıl dahil olabiceğini bu seçim çalışmasında gördük. ve bu bu sonucu yükseltti.

Bir de bu Kobani direniş var. Kobani'deki İŞİD vahşetiyle Şengal'deki vahşet... Burada bir çok kimliğe saldırı vardı. Dersim halkı Şengal halkını inaçsal anlamda kendine yakın buldu. Suriye'deki alevileri yine öyle. Bugüne kadar belli bir kesimlerde var olan  Kürt hareketinin sadece kimlik hareketi  olduğu kanısı değişim geçirdi. Aksine birçok inanç ve kimliğin de koruyyucusu olduğu görülmeye başlandı. . Belki de en son olarak da AKP faşizminin ne kadar tehlikeli olduğunu Diyarbakır'daki seçim öncesi meydana gelen katliamda gördü. Bu nedenle HDP'ye ne kadar ihtiyaç olduğunu ve güç vermesi gerektiğini gördüğünden bu sonuç çıktı.

 

Bu ayrıntılı seçim çalışmasından Dersim'e dair dikkinizi çeken, ya da en çok dillendirilen sorunlar ve sıkıntılar nelerdir. Sizlerden en çok neler talep edildi?

Dersim'de toplum devlet eksenli değildi. 38 öncesi, devlet aygıtı yoktu. Toplum kendi kendini yönetiyor kendi kendine de üretiyordu. Devletin girişiyle bu engellendi. Dolayısıyla en temel sorunların başında 38 Dersim katliamı ile hesaplaşma, olan bitenin açığa çıkarılması, belgelerin yayınlanması ve yüzleşme... Ondan sonra en temel sorun, kentte görülen askeri görüntü değil,askeri bir hakimiyetin olduğu (kışla, asker görüntüsü) meselesidir. Dolayısıyla öncelikle kentin sivilleştirilmesi, bu asker yığınağından arındırılması gerekiyor.

Yine HES ve Baraj yapımının durdurulması, yapılanların da faaliyetinin askıya alınması Dersim'in en önemli gündem maddeleri içinde yer alıyor.

Diğeri işsizlik... İşsizlik derken aslında işsiz bırakma. İşsiz bırakmanın hangi yöntemle işsiz bırakılmışsa aynı yöntemle de sorunun çözsümü. Yani köye geridönüşün alt yapısının oluşturulması. Keza inançsal anlamda Osmanlı'da cumhuriyetti de inançsal yapısını etkilediği için, kendi inançsal yapısını cem evlerini, mekansal yerlerini koruma ve yaşatma.

Son olarak da dersimde parçalı olan duruşun sadece seçimle sınırlı olmaması seçimden sonra da toplumun bütün alanlarına ve sorunlarına ilişkin bütün yapıların ortak bir zeminde sadece mücadele anlamında değil, sorunların çözümünde de aktif rol alması.

Dikkat edilirse Dersim, en fazla göç veren ama göç verdiği yerde de en çok örgütlenen bir toplumdur. Yerelle bağını sürdüren bir yapısı var. Birçok yöre derneği var, inisiyatifler var.  Şimdi bunların atıl kaldığı çok açık.  Hem Avrupa, hem Türkiye'de seçimlerde ortaya konan ortak çabayı ve birlikteliği, seçim sonrasında da genişletmek. Sonuç olarak bu seçimler bize, inançsal, ekonomik, kültürel anlamda bireysel tutumun bize nasıl kaybettirdiğini, buna karşın birlikte hareket edildiği taktirde nasıl kazandırdığını gösterdi.

Bu başarı bu zemini yarattı. bunu tam da örgütlemek gerekiyor. Bu zemin ortaklaşmaya kavuşturulmazsa heba olur.

 

Vekkillik sürecinde nasıl bir program yürüteceksiniz?  Belki henüz çok erken diyeceksiniz ama bu konuda bir ön tartışmanız var mı?

Bu zemini doğru kullanma en başta biz seçilmişlerin, sonra bunun bileşenlerinin, en son olarak da demin saydığımız Dersim dışırndaki örgütler, kurumlar, inisiyfatifler, aydınlar, sanatçılarıh sorumluluğudur. Bu zemini ortak mücadelenin zemini haline getirmek zorundayız. Öncelikle bunu hedef olarak önümüze koymalıyız. Öncelikle yerel... Bugüne kadarki klasik seçmen vekil ilişkisi tarzına son vermek gerekiyor. Örneğin, Meclis'te çok soru sorma, çok sayıda önerge verme bir başarı kriteri sayılıyor. Bizim önceliğimiz ise yerelde bir inisiyatif oluşturmak gerekiyor. Yerelin bütün sorunlarına dair, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik, kadın, gençliğe dair politikasını belirleyen bir inisiyatif. Biz seçilmişlerin de içinde yer aldığı bir yapı. Bu inisiyatifini amacı, köylerle, devlet kurumlarıyla, siyasal yapılarla, yerel yönetimlerle, Türkiye'deki ve yurtdışındaki Dersim'e dair oluşturulmuş bütün yapılarla -hatta basın da- ortak çalışma yürütmektir. Burada biz vekillere düşen bir görev de tüm bu sorunları Meclis'e taşımak,  gündeme getirmek, takipçisi olmak, gerektiğinde kanun teklifi olarak  sunmaktır.

Bu inisiyatiften bahsederken, eksik bıraktığımız bir şeyi de tamamlamak gerekiyor. O da şu: Bu başarıda hem Avrupa kitlemizin, hem Türkiye'deki Dersimlilerin ciddi bir katkısı olmuştur. Dolayısıyla Dersime ilişkin politikaları belirlerken, bir şeyi planlarken, Dersim dışındaki insanlarımızı, kurumları ve basını da işin içine katmayı çok önemsiyoruz.

Sonuç olarak, sadece seçilmiş iki vekil değil, aksine bir kollektif bir ekip çalışmasının katılımcıları olarak hareket edeceğiz.

 

Bir de siz Tunceli olarak adlandırılan Dersim coğrafyasının üçte birlik yerinden seçildiniz. Ancak Dersim olarak ele alındığında sizin dışınızda HDP'nin Dersim coğrafyasından başka vekilleri yok. Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz? İki kişi olduğunuz için ağırlıklı olarak sadece Tunceli ile sınırlı bir çalışma içinde mi olacaksınız  yoksa Dersim coğrafyasıyla da ilgilenme durumunuz olacak mı?

Biz bu mekanizmayı oluştururken, bu demin de belirttiğimiz  sadece Tunceli sınırları değil,  Koçgiriyi, Karakoçan'ı, Kigı ve Adaklıyı, Tercan'ı, da içeren alanı yani tarihsel Dersim sınırları içindeki toplumun ve coğrafyanın sorumululuğunu alıyoruz.

Belki bunun ilk adımı oluşturacağımız oluşumları buralardan da dahil etmek. En pratik ayağı, Munzur Doğa ve Kültür Festivali bunun ilk adımı olabilir. Nedeni ise hem kültürel olarak hem doğa olarak, Koçgiri,   karakoçan, Kigı, Varto, Tercan,Dersim'dir.  O zaman da doğanın korunması diyorsak, Kültür, Dil derken, inanç derken buraları kapsamalı. Dersim Festivalini organize ederken, o zaman bu coğrafyadan olan sivil toplum örgütlerini, oluşumları, ocakları,  aydın ve sanatçısını bu çalışmalara dahil etmek önemlidir.. Aksi halde Dersim tam da devletin dediği şekliyle yani Tunceli sınırlarıyla kaldır. Toplum yavaş yavaş neler kaybettiğinin farkına varıyor.

Bir de Dersim'in en önemli meselelerinin başında dilin kullanımındaki zayıflama var. Kirmancki (Dimilki) konuşmada durum hiç de iç açıcı değil. Bu tabloyu tersine çevirmek ya da olumsuz gidişatı durdurmak için neler yapılması gerekiyor? Sizin ajandanızda bu konu yer alacak mı?

Örneğin, bir çok Ocağın dili kırmanci olmasına rağmen devletin Kürt hareketine olan düşmanlığından dolayı, bu Ocaklar, sanki kendi dilleri değilmiş gibi bir tutum içinde. Diğeri ise Kırmancki konusu... Dikkat edin; nasıl ki Dersim deyince kendimizi Tunceli sınırları ile sınarlandırmışsak. Dil anlamında da devletin bize biçtiği kimliği bir meziyetmiş gibi yaşadık, yaşıyoruz. Nedir? İşte çağdaş, ilerici  laik, bir insanın medeni olmasının ölçütünün iyi bir Türkçe konuşması...  Bu doğaldır ki, dili, geri plana itti. Yani yok olmayla yüz yüze bıraktı. En temel yan da inanç boyutu. Demin ifade ettik. 1938 öncesi cemlerimizin dualarımız kendi dilimizle ifade edildiği halde bugün bunun git gide zayıfladığını görüyoruz. Toplumun kendi arasındaki ilişkiler kendi sorunlarını çözmesi, inancındaki rayber talip ilişkisi doğaldır ki. bunlar hepsi kendi diliyle yürüyordu. Bu da beraberinde maneviyatı getiriyordu. Ama inanç dilden koparılınca şimdi görülüyor  toplumun ne çok şey kaybettiği.

Bu bir siyasi partinin çalışmasından, bir talep olmasından da öte, dil toplumun yeniden kendi geçmişi, kültürüyle inancıyla buluması açısından çok önemli bir araçtır. Bizim de bu durumda tüm çalışmalarımızda dili kullanmamız gerekiyor. Bir ferdi olduğumuz, birlikte müacadele ettiğimiz toplumun diliyle konuşursak ancak onun bir parçası olabiliriz. Biz kendi seçim çalışmalarımızda ağırılklı olarak hem Kırmançki hem de Kırmanci kullanmaya çalıştık. İlk adımı belki sembolik idi. Sadece yerelde değil, tüm alanlarda. Örneğin Maraş katliamı sebebiyle Kırmançki konuşuldu. Toplumun sorunlarını dile getirirken dili kullandık. Bunun da sadece iki vekille değil, tüm platformlarda dilin kullanılmasına çaba göstermesi, aydın yazar ve çizerlerimizin en çok da yerel yönetimlerimizin bu konuda yoğun bir çaba içinde olması gerekir.

Bir diğer şey kent meclisimiz, dersim kent merkezi de buna ilişkin hem bir çalıştay yaptı. Hem de bir konsey kurdu. Yaşamın bütün alanlarında dili kullanmak böyle bir çalışmayı başlatmak oldukça hayatidir.

 

 

ETİKETLER : alican önlü dersim milletvekili tunceli milletvekili
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer DERSÎM haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
Anket
Dersim Haber  Merkezi
© Copyright 2013 DM ISLEM. Tüm hakları saklıdır. Bu site DM ISLEM haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.