DAĞLARIN ZARİF ADAMI KOÇGİRİLİ ALÎŞÊR

‘’Çok zaman geçmiş, Kewreş'deki, Gome Rezî'deki o eski çocukluk günleri de Azger'deki gençlik heyecanları da geride kalmıştı. Xan Ağa'nın kızı Zarife'ye gönül kaptırmış, onunla evlenmişti. Zarife hem gönlünün hem aklının ilacıydı. Oldukça güzel ve cesur bir kızdı. Alişlêrdeki pırıltıyı görmüş yüreğini ona açmıştı. Zarife Alişêr'in sağ kolu olmuştu. Kürdistan davasıyla tanıştığı yıllar Zarife ile tanıştığı yıllardı.''
Bu haber 2015-07-15 12:42:18 eklenmiş ve 1943 kez görüntülenmiştir.

Doğan Munzuroğlu, Koçgiri’den Dersim’e uzanan bir kahramanın romanını yazmış

 

Dağların Zarif Adamı Koçgirili Alişêr

 

Nesimi ADAY

 

Doğan Munzuroğlu, uzun uğraş gerektiren bir iş yapmış. Hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz Koçgirili Alişêr’in belgesel romanını yazmış. Koçgiri İsyanı’ından Dersim’e bir halk kahramanının portresini çizme uğraşına girmiş. Uğraş dedim, keza, yazar bu çalışmasında adeta iğneyle kuyu kazmış. Çünkü 1937’yılında bir mağarada, eşi-yoldaşı Zarife’yle birlikte ihanetçiler tarafından başı kesilip, bir torba içinde devlete sunulurken, kişisel arşivi de beraberinde götürülmüştü. Şiir yazan, saz çalan bu halk kahramanının, özel sandığının sırrı hala çözülmüş değil. Devlet ajanlarının beyanlarına göre, o sandıkta yabancı dil lugatları (sözlükleri) dahi varmış. İşte Munzuroğlu, dağların bu zarif adamının romanını yazmış. 

 

Roman belgesel nitelikte olunca, biz de kitap kritiği yapmak yerine yazarla, kitap bağlamında konusu üzerine söyleşmeyi uygun bulduk. Doğrusu uzun bir konuşma yaptık. Karşılıklı bilgilendirme ve eleştirilerin de yer aldığı uzun bir metin çıktı ortaya. Gazete sayfasının olanakları çerçevesinde, söyleşimizi kısaltarak yayınlıyoruz. Konu derin ve daha söylenecek çok şey var. Ama şimdi sözü yazara bırakalım. Bakalım Alişêr romanı nasıl ortaya çıkmış.

 

Doğan MUNZUROĞLU: Alişêr'in hayatını konu alan bir roman yerine daha çok onun Dersim'deki, direniş öncesi ve direniş dönemi günlerini konu alan bir belgesel roman diyebiliriz. Alişêr'in çocukluk ve gençlik yıllarını pek bilmiyoruz. Katledildiği mağarada yanında bulunan yeğeninden aldığım bilgilerden, biraz da kurgu ile çocukluğunu ve gençliğini kısaca yazdım ama fazla ayrıntı yok. Yazdıklarım büyük oranda tanık anlatımlarına dayanıyor. Kitapta, 1915-18 arası Erzincan'ın Ruslar tarafından işgal edilmesi, Koçgiri İsyanı ve Dersim Direnişi sürecinden kesitler yer almaktadır. Daha çok Dersimde misafir olduğu 15 yıl boyunca yaşadıklarından kesitler var. Tarihsel belgelerden ve tanık anlatımlarından anlıyoruz ki TC'nin şekillenmesinin ve Dersim kıyımının, Erzincan'ın işgali ve 1917 Sovyet devrimiyle doğrudan bir ilişkisi var. Bir de 1921 Koçgiri İsyanı’na Dersimlilerin desteğinin yetersiz kalması, Dersim’in sonunu hazırlamış. 

 

Anlatılanlardan anlıyoruz ki Alişêr gibi bir fikir insanı Dersim'in ileri gelen aşiret cenahından çok ileride. Ruslar’la yapılan görüşmelerde, Koçgiri İsyanı sürecinde olup bitenlerden, Zeranik Kürt Hükümeti'nin kuruluşundan, Dersimin direniş sürecindeki görüşmelerden de biliyoruz. Zeranige Hükümeti sürecinden biliyoruz ki Dersimde hiçbir tarihsel kişilik Alişêr’in algı, fikir, idrak düzeyine ulaşamamıştır. 

 

- Çok az insanın bildiğini sandığımız ve oldukça da ilgi çekici olan Ovacık/Zeranik Kürt Hükümeti nasıl oluştu, ne zaman dağıldı?

 

- Alişêr'in Erzincan'ı işgal eden Rus yetkililerle görüşmesinden sonra Ovacık'ın Zeranige (Yeşilyazı) köyünde Kürt Şura hükümeti kuruluyor. Bu hükümet tarihte Kürt adıyla kurulmuş ilk hükümettir. 1918-19 yılları arasında varlığını sürdüren hükümet Ovacık bölgesindeki bütün gençleri askerliğe çağırmış, Rusların dağıttığı silahlarla düzenli birlikler oluşturulmuş, halktan vergi toplamaya başlamıştır. Mustafa Vefa hükümetin başkanıydı. Aynı zamanda askere alınan gençlerin eğitimiyle ilgileniyordu. Kendisi Osmanlı ordusunda alay komutanı iken ordudan ayrılmış, önceleri Rus ordusu saflarına katılmış, anlaşmazlık sonrasında Dersime çekilmiş bir subaydı. Nuri Dersimi'ye göre Elazığ'ın Qorux köyündendir. Yörede anlatılanlara göre Kewan aşiretine mensuptur. Alişêr, Muzırê Qasımoxli, Polês Mınzur ve Mamud Axa hükümetin kurucuları arasında yer almaktadırlar. İdare İbrahim dışarıdan destek veriyordu. Bu siyasi oluşum bölgede, "Hokmatê Kırmanciye" adıyla anılıyordu. Osmanlı Devletinin gözü buradaki oluşumun üzerindedir. Cibranlı Halit ve Hasan Hayri gibi Osmanlı ordusundaki Kürt subayları Zeranige Hükümeti'ne karşı çıkmışlardır. Zeranige hükümetinin durumu Cibranlı Halit'in Mercan Boğazı'na yerleşmesiyle belirsizleşmiştir. Cibranlı Halit 1919 da Ovacık'a gelmiş, Mercan Boğazı'na birliğini konuşlandırıp Ovacık aşiretlerini ikna ederek Zeranige hükümetini yalnızlaştırmış ve dağıtmıştır. Cibranlı ile beraber Mercan Boğazı'na gelen Osmanlı komutanlarından Hasan Lütfi, bölgeden ayrılırken yanında refakatçi olarak götürdüğü Zeranige Hükümeti mensuplarından Mehmet Emin ve Hatifzade Yusuf beyi Palu'da idam ettirmiştir. Seyit Rıza ise o sıralar Deli Halit Paşa ile Erzincan'a gittiği ve Erzincan'da oldukça uzun süre kaldığı için döndükten sonra da Cibranlı Halit'in telkinleri nedeniyle Zeranige Hükümeti'nin dağılmasına engel olamamıştır.

 

- Alişêr’in, Koçgiri’de geçen çocukluğundan yola çıkan romanınız, Dersim Soykırımı’na kadar uzanıyor. Kitaba, aynı zamanda bir soykırım romanı diyebilir miyiz?

 

- Pek değil. Dersim kırımının romanını yazmaya henüz kimse cesaret edemedi. Büyük acıyı kısmen içeren romanlar olmasına rağmen buna cesaret edecek biri çıkmadı. Buna cesaret etmek uzun ve sabırlı bir araştırma ve ağır bir sorumluluk gerektirir. Munzur Çem, Metin Aktaş, Haydar Karataş, Muzaffer Oruçoğlu gibi yazarlar büyük kıyımı kısmen içeren romanlar yayınladılar ama büyük romanı henüz kimse yazmadı. Ben buna hazır değilim. Esasında roman yazmayı da pek beceremiyorum. Esas itibariyle roman benim tarzım da değil. Ben bölge halkı tarafından anlatılanları birbirine ekledim, bu belgesel roman çıktı. Romanda çok az kurgu var. Neredeyse tamamı çeşitli görüşmelerden elde ettiğim bilgilerden oluşuyor.

 

- Alişêr Efendi’nin, Koçgiri ve Dersim siyasal yaşantısı üzerinde büyük etkisi gözleniyor. Sizce Dersim, Alişêr’i anlayabildi mi?

 

- Alişêr, Kürt siyasi tarihinin önemli bir figürüdür. Koçkiri'de özerk veya bağımsız bir Kürt hükümeti kurma fikri ona aittir. İsyanın fiili önderlerindendir. İsyan sonrasında Dersim'e sığınmıştır. Dersimliler onu ve arkadaşlarını ağırlamış ama ne yazık ki yeterince değerini anlayamamışlardır. Gerek Qocu aşireti içinde gerek Ovacık'ın ova köylerinde konakladığında gerek Seyid Rıza'ya misafir olduğu dönemde halk tarafından sevilmiş ama devlete karşı direnişte, siyasal birlik sağlama çalışmalarında yeterince destek görmemiş ve başarılı olamamıştır. Dersimin aşiret yapısı, aşiretler arası kısır çekişmeler ve aşiret reislerinin dar gündelik hesapları buna izin vermemiştir. O, aşiretler üstü bir bilinç seviyesine ve gözlem yeteneğine sahiptir. 

 

- Romanın 40. Sayfasında Kocan Harekatı’nı anlatırken, ‘’Nuri Dersimi bile Cemal Bardakçı ve İbrahim Tali’ye kanmıştı’’ diyorsunuz, bu cümleler kurgu mu, yoksa bir kaynağı var mı? Yazılanlar roman da olsa tarihsel kişilikler hakkında bu tür suçlayıcı cümleler kurmak bir yazar için fazlaca cesur değil mi? Kaldı ki Dersimi’nin kitabında ilgili bölümden bu sonuç çıkmıyor!

 

- Yazılanlar kurgu değil. Nuri Dersimi'nin kitapları ve yerel tanıklardan dinlediklerimden bu sonuca vardım. Onu kötülemek veya karalamak başka bir şey, onu objektif değerlendirmelerle ele alıp eleştirmek başka bir şeydir. Bence eleştirilemez biri değildir. "O hiç hata yapmadı" demek realiteye ters. Ama onun her yazdığına karşı çıkmak, onun Dersim'in nerdeyse tek yazılı kaynak bırakan tanığı olduğunu inkar etmek, her dediğine saldırmak da bir o kadar sübjektif ve önyargılı yaklaşımdır. Nuri Dersimi'nin objektif tarihçiler tarafından değerlendirilmesi gerekir. Kendi döneminin koşullarında duygusal bazı değerlendirmeleri olduğunu kabul etmeliyiz. Buna rağmen Dersimi bize çok değerli bilgiler bırakmış bir tarihsel kişiliktir. Coşkulu, heyecanlı, dinamik bir şahsiyettir. 

 

- Son zamanlarda çıkan bazı Dersim belgelerinde Alişêr’in yazdığı Kürtçe/Kurmancî şiirlerin çevirisi yapılarak, Ankara’ya yollandığı görüldü. Devlet Alişêr’in şiirlerinden korkmuş. Şiirlerinde, Alişêr’in, Kürt yurtseverliği yanında, baskın bir Alevi kimliğine de sahip olduğunu görüyoruz.

 

- Alişêr aynı zamanda Raa Heqî inancının da önemli bir temsilcisidir. Kırmanciye inancına gönülden bağlıdır. Temburu/sazı hep başucundadır. Ona ait deyiş ve kılamların büyük bölümü Nazmi Sevgen'de kalmıştır. Bazı eserlerinde Hatayi kaynaklı misyoner dedelik akımının etkisi görünse de otantik Yaresan dervişliğinin mayası onda kendisini göstermektedir. 

 

- Alişêr Efendi ile Zarife Hanım ilişkisi o dönem pek alışık olunmayan bir eş-yoldaş ilişkisi olarak anlatılır. Siz de romanınızda buna vurgu yapmışsınız.

 

- Zarife figürü Kürt yaşam geleneğinde örneğine pek rastlanmayan bir kişiliktir. Onlar arasındaki ilişki bugünkü yoldaş-heval ilişkisinin başlangıcıdır. Onlar birbirlerine "heval" diye hitap ederlermiş. Zarife camaat-cıvatlara katılan, devlete karşı çatışmalarda bizzat yer alan bir kadındır. Hem cesareti hem güzelliği Dersim’de dilden dile dolaşmıştır. Resimlerinde de görüldüğü gibi mavzer kuşanan, çapraz fişeklikli bir mücadele kadınıdır. Alişêr'in evde olduğu ve olmadığı zamanlarda bütün siyasi, ticari görüşmelerde tek başına karar verebilen güçlü iradeye sahip canık bir kadın kahramandır. 

 

Bu romanı, dönemin tanıklarından dinlediklerinizden yararlanarak yazdığınızı söylediniz. Dersimde Alişêr'den nasıl söz ediliyor?

 

Batı Dersim'de halk Alişêr'e ilahi sıfatlar yüklemektedir. Onun dağlardaki otların, börtü böceğin dilinden konuştuğunu, yedi dil bildiğini, bölgedeki bütün aşiretlerin şeceresini çıkardığını, öldükten sonra kesik başının canlanıp dile geldiğini bile anlatan var.

 

 

ROMANDAN...

‘’Çok zaman geçmiş, Kewreş'deki, Gome Rezî'deki o eski çocukluk günleri de Azger'deki gençlik heyecanları da geride kalmıştı. Xan Ağa'nın kızı Zarife'ye gönül kaptırmış, onunla evlenmişti. Zarife hem gönlünün hem aklının ilacıydı. Oldukça güzel ve cesur bir kızdı. Alişlêrdeki pırıltıyı görmüş yüreğini ona açmıştı. Zarife Alişêr'in sağ kolu olmuştu. Kürdistan davasıyla tanıştığı yıllar Zarife ile tanıştığı yıllardı. 

Osmanlı Devleti'nden geriye kalan topraklarda milli devletler kuruluyordu. Atatürk ve arkadaşlarının çalışmalarından Kürtler için bir şey çıkmayacağını düşünüyordu. Kısa sürede Kürt nüfusunun etkili olduğu bölgelerde milli bir direniş göstermek gerekiyordu. Sevr Antlaşması, Kürtlere bağımsız bir devlet kurma hakkı veriyordu. Bu antlaşmanın yarattığı siyasi ortamı bölgede örgütlü bir güce dönüştürüp hak talebi yaratmak için Refahiye'nin Şadili aşireti reisi Paşa ile Ovacık ve Hozat'a gidip oradaki aşiretleri örgütlemeye çalışıyordu. Sevr Antlaşması’yla, Kürtlere yeni bir fırsat doğmuştu. "Kürdistan'a muhtariyet verildiğinde aşiretlerin barışmaları lazımdır. Derhal teşkilatlar kurulmalıdır. Bütün aşiret reisleri adına Ankara'ya bir heyet gönderilmelidir. Avrupa'da alınan karar Kürtlerin muhtariyetidir. Tez davranmalıyız. Muhtariyet hakkımızı Ankara hükümetine tasdik ettirmemiz gerekmektedir. Ankara hükümeti bunu kabul etmezse, Kürtlerin isyan etme hakkı doğacaktır. Bir bağımsız Kürt devletinin önü açılmaktadır. Bunu Ankara'ya bildireceğiz" diyordu.

Kim erken davranırsa yarının onun olacağı aşikardı.’’

 

ALÎŞÊR

Doğan Munzuroğlu

Fam Yay. 2015-06-25

144 sf.

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer KÜLTÜR SANAT haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
Anket
Dersim Haber  Merkezi
© Copyright 2013 DM ISLEM. Tüm hakları saklıdır. Bu site DM ISLEM haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.