HOŞ GELDİN DİYECEĞİZ--FADIL ÖZTÜRK

İnsanı hayvandan ayıran özellikler vardır. Kime sorsan bir çırpıda bildiklerini sıralar. Peki insanı insandan ayıran özellikler nelerdir acaba?
Bu haber 2015-04-14 09:52:37 eklenmiş ve 1127 kez görüntülenmiştir.

İnsanı hayvandan ayıran özellikler vardır. Kime sorsan bir çırpıda bildiklerini sıralar. Peki insanı insandan ayıran özellikler nelerdir acaba?

*

İktidar düşkünlüğünün insanı düşürdüğü hal mıdır, yoksa insanın zayıf tarafına konan bir bela mıdır, onu yerlerde süründürerek yaşatan. Doğar doğmaz meleykelerine gülen o çocuğa ne oluyor büyüyünce. Bu dünya nasıl bir mekandır ki, insanı insan olmaktan çıkarıp, bir baş belası yapıyor böyle.

*

Bu nedir büyürken başımıza gelen? Kim üflüyor ruhumuza bu cinnet halini ve bedenimiz neden nabız atışlarında tutuyor bu mevki düşkünlüğünü? Söz neden onun duvarından tutunmayıp bir sıvı gibi akıyor aşağıya? Ömrünü masum kılıyorken dervişler, masum kalmak bu kadar zorlaştıran ne? Lokma mıdır insanı kirleten, hırka mıdır bütün kirlerimizi örten? Nedir bir ömrü alıp, alp durmadan kötülüklere batırıp batırıp çıkaran. Bizi evrene, evreni bize yabancı kılan bu hikmet nedir acaba?...

*

Dünya taşınmazı bir mülk müdür ki, kimisi sahip olduğuna tırnak geçirirken, kimisi de sahip olamadığının hayaliyle geçiriyor ömrünü. İçine doğulan hayatı yaşamayı bu kadar zorlaştıran nedir? Nedir ruhumuzun çektiği azap? Bu nasıl bir tezat?.. Var olmak için direnmeye mecbur bırakılmış, o suçlu, o kaçak, o görüldüğü yerde vurulacak olan, o kadın, o erkek, o dağı kendine yastık yapan, gülümsemesi annesinin avucunda kalan, her gün gözyaşıyla sulanan, o anıların toplamı kurtuluş çabaları nereye kadar?

*

Mülke karşı kavga mıdır, bu dünyayı bütün kötülüklerine rağmen yaşanır kılan? Nedir bu kartalın her gün bizden pençe pençe söküp aldığı ve yerine acı bıraktığı hal? Nasıl bir şeydir ki o, sevgiden beslenirken, öfke ve kinle kirletilen...

*

Yoluna çıkmış sarı mıdır, nereden geldiğini kimsenin bilmediği. Başımızın üstündeki sarayda hükmünü süren mavinin saltanatı mıdır, yokluğu kıyamet olacak olan? Kimin elinde bu iyilik ve kötülüğün terazisi. Kim defterini tutuyor bu acıların?...

*

Masum bir gülüş müdür, sevgiyi kalpten dudağa taşırken, o kısa mesafede dudaklara mühür gibi vurulan. Bir şehirlerarası yolculukta mı tanıdık onu, bir ömrün yol molasında mı, yoksa elimizin altındaydı da, fırlayıp gittiğinde mi kendimizi eksik hissettik? Etimizden et, kanımızdan kırmızı mıdır bir türlü bizden ayrılmayan. Ruhumuza üflenmiş, öldüğümüzde burnumuzdan uçup gidecek olan canımız mıdır, bütün bunları yolumuza döken?..

*

Bir göçle gelmiş, yine bir göçle terk edeceğimiz yerdeyiz sanki. Toprak bile kayıyor ayaklarımızın altında, harita değişiyor. Göçebe, yurdunu yitirmiş divane, dala konamayan kuş, sabahla akşam arasında havada asılı duran söz, gecelere bir türlü sığmayan rüyaydı belki de, kimin gördüğü bir türlü bilinmeyen...

*

Mültecisi olduk ömrümüzün, kendimize uzaktan bakanı olduk... Çocuklarımız hasretimizin gölgesinde büyüdüler. Alnı açık dağların dilini de, sokakların dilini de sökerek öğrendik, yetmedi. Şehirleri bize dar ettikleri için, o çocuklar başlarına sarıp rüzgarı gittiler, gittiler ve bir daha dönmediler. Kapılarımızı yıllarca onlar için açık tuttuk, bir gün ellerinde bir ülkeyle dönerler diye...

*

Neydi evlerimizi hiç terk etmeyen, adını çocuklarımıza veren o uzun hatıra? Bizi o sınırlara götüren nasıl bir yaraydı, hep elimizin altında saklı olan. Elimizi kaldırınca uçup, havaya karışan neydi bizi lal bırakan? Her seferinde insanlığımızı sınayan neydi? Neydi, gözlerimiz kapalıyken bile kalbiyle görmeye bizi alıştıran o hasret. Yerin bilmem kaç kat altında yaşıyorken, gökten gelen seslerle yüzümüzü yıkayarak güne başlatan tufan mıydı, yoksa hikmet miydi?

*

Hayatı yol kenarında bulmuş gibi, beyhude harcayan da insandı, zalimiyle kendi arasına kırmızı bir çizgi çizen de... Kendini bilen insan, balığı suda, serçeyi havada, heykeli taşta, direnişi arka sokaklarda bilendir aynı zamanda. Çalınır elbet bir gün, çalınmayı bekleyen o kapılar. Odaların derinliğinde bekleyenler kalkıp yüzyılın içinden kalkar gibi, açarlar kapılarını, ömürlerini açar gibi. Yolcusunu o gün, o saat, o dem beklemiş gibi, vakti dolmuş da, gelmiş gibi, acıları dışında bir yere tutunmadan kalkıp yürürler kapılarına. Çocuklarının uzağa gittikleri o ilk güne gider gibi, acılarını soyunur gibi, tel tel saçlarını ışıktan geçirir gibi, anneler varıp açacaklar o kapıyı...

*

O kapının eşiğine başımı koymuş da rüyasını gördüğüm şeydir beni zalim dışında kimseye düşmen etmeyen. Düşmanı eksik etmeye, dostu çoğaltamaya gidenlerin rüyasıydı tarifinde zorlandığımız, ama bir o kadar da sade ve sıradan şeydi gözlerimizde ışık diye taşıdığımız. Olunca adını koyduğumuz, olmadığı sürece ‘hayal’ dediğimizdi... Devletlerin bir türlü öldüremediği, gözleri kapalı meleykesine gülen masum bir çocuktur belki de beklediğimiz.

*

Ben beklentilerimi ufkuma asar da öyle bakarım sabahtan gün batımına. Bir dağ başından ovalara bakar gibi, kibirsiz bakar, düzde bir ayak izi olurum. Soyunurum, dünyanın nimetlerinden, soyunur da pürü pak olurum. Onlardan aldım ben bu hayali ve bu nedenle bir çocuğun avucuna bırakılacak emanet gibi taşırım. Ve bilirim ki, bir kavgada düşenleri, ancak kavga verenler taşırlar onları, gündüz ve gecelerinde. Dersim’in ateş taşıyıcıları Cevahir de, Ali Haydar da bir gün onlarla beraber dönecekler evlerine...

*

Hoş geldiniz, diyeceğiz, o ölerek sonsuza kadar yaşayacak olanlara. Kuşlar dallarına konacak o gün. Munzur kan akmayacak, dibindeki taşları gösterecek kadar berrak akacak. Kundaktaki çocuk sebepsiz yere gülecek annesine. Annelerin memeleri süt dolacak yeniden. Gök çökmeyecek üstümüze, geceler yüz yıl sürmeyecek. Birbirimizi duymak için bağırmamıza gerek kalmayacak, mutluluğun fısıltısı dolaşacak kulaktan kulağa. 

ETİKETLER :
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer KÜLTÜR SANAT haberleri
Köşe Yazarları
 ‹ 
 › 
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
Anket
Dersim Haber  Merkezi
© Copyright 2013 DM ISLEM. Tüm hakları saklıdır. Bu site DM ISLEM haber yazılımı alt yapısı ile yapılmıştır.